![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Albümler | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| RESİMLİ ŞİİRLER Resimlere şiirleri işlemeye ne dersiniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#21 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
Özledim Seni
özledim seni bu gün sebep yokken uzansam hayallere dokunurum sandım bak yıllar geçmiş üstümüzden hala ilk günkü gibi aklımdasın özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni sen doğdun en güzel cümlenin en güzel öznesi tanrının unuttuğu bu kentte cennetten düşen bi manzara gibi özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni söylenecek çok sözüm vardı hepsi yarım kaldı neler ummuştum hayattan elimde ne kaldı kırılan kalbim miydi yoksa karnımdaki bu sancıyla küflenmiş ruhum unutmadı unutmadı seni hala özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni... ![]() GözLerim yoLLarda bekLerim Çok özLedim Seni.. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() HİÇ YAĞMUR ÜŞÜR MÜ ANNE ? Sensiz parlayan yıldızlarla Bitmek bilmeyen yalnızlığımla Sana geldim bu gece anne Islak gözlerimle Yağan yağmur tanesiyle Senin gül tenini Toprakta koklamaya geldim anne Sakın üzülme üşüyorum diye Hiç yağmur tanesi anne yüreğinde üşür mü ? Sensiz ısıtmayan güneşle Özlemini yüklediğim yüreğimle Üşüyen ellerine dokunmaya geldim anne Toprağında biten dikenleri Karla örtmeye geldim anne Sakın üzülme anne Heybeme beyaz karları yükledim diye Sakın kederlenme anne Gözlerimde ayazları görüp üşüyorum diye Hiç kar tanesi ana yüreğinde üşür mü ? Sensiz kuruyan güllerimle Her nefesimde sana ağlayan gözlerimle Çiceklerin açtığı yüreğine ağlamaya geldim anne Baharların konakladığı saçlarına Cennet kokulu avuçlarına Çicek kokulu nefesimi vermeye geldim anne Sakın üzülme anne Ölümün koynunda geziniyorum diye Hiç annesine kavuşacak evlat ölümde üşür mü anne ? * Anne, seni çok özledim
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#22 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
![]() ![]() ![]() Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim? Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun. Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi. Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim? Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim? Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın. Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş... Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili? Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece... Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi... Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış... Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere... Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık... Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu kez de... Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da öğrendim, sevgili... O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili... Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları... Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar... Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Nasıl da ateşliydi sevişmelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık... Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: 'Varlığın artık bana acı vermiyor...' Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil... Sadece seni sevmek için yaşadım ben! Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum... Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için... Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına. Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun... Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: 'Sevgilim nereye gidiyorsun? ' Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki... Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı... Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de... Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun. Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için... Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun... ![]()
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#23 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
Sence ölür müyüm ben de
Kopar mıyım birgün bu denizin maviliklerinden Sona erer mi hayallerim Düşlerim, düşüncelerim Unutur muyum martıların çığlıklarını Gece olunca kıyıya vuran yakamozları Bir yıldız da benim için kayar mı Ya sen... Sen benim için ağlar mısın Bir gözyaşı damlası bırakır mısın Denizin orta yerine Arada bir hatırlar mısın Söylediğimiz eski şarkıları Dudaklarındaki gülümseme biter mi birgün Uzaklara dalar mı gözlerin bensiz Ellerin buz kesmiş yokluğumda Arar mısın sıcaklığımı Sana yapayalnız yollar bıraktım Yolların sonunda karanlıklar Beni senden almaya geldiler Bırakma beni, bırakma sevdiğim Gönderme beni sensiz yolculuklara Ayırmaya geldiler ikimizi Ölüm değil Ayrılık öldürür beni
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#24 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
[Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...] Ellerimin yettiği her şeye Belki Kaf dağına kadar Boncuklar kondururum... Bulutu çeker kulağına fısıldarım Hiç konuşamadıklarımı... Selamlar gönderirim Yokluğunu çektiklerime... Kar tanelerinden Beyaz gelinlikler giydiririm şehirlere Kanlı nehirler akıtırım eskiyenlere... Ağlatırım gökyüzünü Yarıştırırım kendimle... Bir çığlığa Kilometreleri yok ederim... Mavili bir balerin yaratırım Sorarım ona sonsuzluğu... [Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...]
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#25 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
binmediğim hiçbir otobüs
beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde gittikçe azalıyor hayat neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum sana göçüyorum her sonbahar yolların çıkmıyor aşkıma unuttuğun yağmurların adı saklımda seni içimden terk ediyorum susmaktan yoruldum kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum tam sancağımdan yaralıyorum kendimi alnını yüreğime dayadığın güne bakıp seni içimden terk ediyorum ne unutacak kadar nefret ettin ne hatırlayacak kadar sevdin yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum beni hep bulmamak için aradın yanılgımdın yandığımdın yangındın sensizliğe yenilmek sana yenilmekten zor olsa da ardımda bir sürü belkiler bırakarak seni içimden terk ediyorum şimdi içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan iki yarım kaldık tamamlayamadık bizi elimden tutmadın yalnızlığımın saçlarımı da uzaklarına gömdün içimin mavisi senin okyanusundandı al geri veriyorum kilitleri hep yanlış kapılara vurdun devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim sana bensizliği terk ediyorum yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi ne tuhaf değil mi içimi acıtanda sendin acımı dindirecek olanda ya öldür beni dedim ya da git benden içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim aldırmadın aldırmalarıma bir gecede yakıp yarini şafaklara sattın ihanetini külüme basanlar bile utandı yaptığından işte soluk bir ömrün son nefesi benden içimden terk ediyorum deli dolu geçtik ateş hatlarından sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde sevdikçe korktum korktukça daha çok sevdim er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum neden sonra farkına varıyor insan ayağına takılan bütün taşları yoluna kendi döşediğinin senin yarınlara inancın benden yüklüydü daha cesaretliydin planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar er geç açacaktı biliyordun deli sevdalı çocuk ruhumun nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında bir sonsuzluk buldun kendine ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza sonra birden yeşil bir kentte ılık bir yaz gecesine astın beni sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi ödedim cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü son sözün ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim anılar kemirdi yüreğimi felç oldu hislerim zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden tek bir saniye bile süzülmüyordu ters çevirmeye cesaretim yoktu çünkü yeniden başlayacak bir hayatın korkağı olmuştum aşkların sonrasında hüzün vardır ya sen hüznü boğarsın ya da hüzün seni boğar ama birisi kanatlarını kırarsa eğer yaralı kuş rolüne soyunacağına yürümeyi denemelisin hayata dönmelisin bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü ve sonunu infaz ediyordu içimde o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer ölen ben olurdum o gece hayatın lekesiz bir anında seni intihar ettim şimdi katil benim artık güncemde bir boşluksun yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun ve sana ait sandığım her şeyin aslında benim olduğunu öğreniyorum hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin kendimi keşfettikçe seni kaybediyorum ve ufkuma sensizliği korkusuzca geriyorum
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#26 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
**NE ÇOK ŞEYi SEVDiM** Hep kavgalar oldu hayatimda Ama ben barisi sevdim Kara bulutlar çöktü üstüme Ben masmavi gökyüzünü sevdim Sevginin çürüdügü toprakta Ben sevmeyi sevdim Soran olmadi hiç neyi sevdigimi Oysa ben ne çok seyi sevdim Ben çocuklari, ben türküleri Ben dünyayi, ben sevdayi Ben insani sevdim Ben mehtabi, ben yagmuru Bir de seni sevdim.... SONER OLGUN ![]()
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#27 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
Öyle kırdın ki beni
Beklemezdim senden böyle bir şeyi Vursaydın hançeri kalbime Bitirseydin herşeyi birden bire Belki kanamazdı,yaram bu gün ki gibi Kalbimde açan o güzel kır çiçeğini Gözlerimde bütünleşen o müthiş sevgimi Yıktın bir sözünle,bütün hayallerimi Yazıklar olsun sevmiştim seni... söylediğin o tatlı sözler yalandı değilmi ? Benim ki değildi Bekledim seni... Her dakikam,her saniyem üzülmekti Senmisin söyleyen o sözleri Bilmeden nasılda küçültmüşüm kendimi Özür dilerim tek günahım Sana Değer Vermekti... Severken unutmayı Bir türlü öğrenemedim.. Tek kusurum buysa; özür dilerim
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#28 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
Gözyaşı Gecelerim
Bu gece yine gözyaşı geceleri Seni düşünüyorum ve ağlıyorum Gözlerin geliyor aklıma O güzel gözlerin, ağlıyorum Hatıralar geçiyor gözümün önünden Dolaştığımız sahiller, buluştuğumuz yerler El ele tutuşarak yürüdüğümüz yollar Güzel yüzün geliyor aklıma ağlıyorum Her aklıma gelişinde yüreğim sızlıyor Kalbim geçirdiğimiz güzel günleri arıyor Dudaklarım dudaklarının izini arıyor Yavaş yavaş gözlerim doluyor ve ağlıyorum Bu gece yine gözyaşı geceleri oluyor.
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#29 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
Zaman geçtikçe, bunadığımı değil
Bunaldığımı görüyorum Hayatın keşmekeşliğinde, Bir bir umutlarım suya düştükçe, İçinde bulunduğum ortamda Benim iyi olmam bana yetmiyor, Başkalarının gözyaşlarını gördükçe Kahroluyorum! Çekilmezlerin, çekilmesinin eşliğinde Yok olmak için Şu minnacık bedenimin naklini, nere ve nasıl Aktarabileceğimi bile beceremiyorum Kaçmak istememe rağmen biyerlere, Delimiyim ne, yoksa, deliriyor muyum? Eskiden ben böyle değildim, yaşıtlarımın ki Gibiyidi saçlarım, Şimdi aynalara bile bakamıyorum Bitip tükendiğimi görmemek için, Kazaen, her aynaya baktığımda Dağıtmak istiyorum her yeri Boşalan şişeleri kırarak, Sonrada, sarhoşluğuma sayarlar korkusuyla Sarhoş olmadan sızıyorum Sefilliğimin altına sığınarak, Yüreğimin derinliklerindeki isyanlarıma ses katıp Sessiz sessiz ağlayarak, Bunun böyle nereye kadar gideceğini, İçimde ki hırs yanardağının ne zaman patlayacağını, Hangi sevdaları yakıp, kavuracağını, Ve son ikamet yerimin neresi olacağını bilemeden Tekrar başa dönüyorum, Bilinmezlerimi bilmek için, öylesine, O da olmuyor, İç dünyamın karanlığında kaybolmak için Hiçbir yaralının yarasını tımar edemeden Her olumsuzluğun sorumlusu benmişim gibi Mahzenime döğru uzanıyorum usul usul Çaresizliğimin altında ezilerek! Çaresizliğimin altında!
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|
|
|
|
#30 | ||
|
SaFaKUyGuR
|
[Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...][Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...]
incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını neden akşam oluyorum tren kalkınca kırlangıçlar birdenbire çekip gidince mendiller sallanınca neden tıkanıyorum öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki az önceki çiçekler nasıl da diken diken gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç... [Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...]
__________________
"Söylesem tesiri yok; Sussam Gönül razı değil..." fuzuli Gün gelirde merak edersen içerde yaşanılanları Boşuna bakma paspasın altına. Anahtar orda degil; anahtarı güneşe aşık olan bir yıldıza verdim Tanımadan sevmenin yalan oldugunu görsün diye.. © şafak!!! ™
| ||
|
|