UMuDuN DoĞDuĞu NoKTa

Forum Portal Ana Sayfa R.Galerisi Oyun Salonu RADYOMUZ Yazım Kuralları (TDK)
Geri git   UMuDuN DoĞDuĞu NoKTa > EDEBİYAT BÖLÜMÜ > ŞİİRLER ve ŞAİRLERİMİZ > Şairlerimizden Şiirler > M,N,O > Murathan MUNGAN

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-12-2007, 22:50   #1

TUTSAK

Standart Murathan Mungan

Murathan Mungan

1955

HAYATI
İstanbul'da doğdu. A.Ü D.T.C.F. Tiyatro bölümünü bitirdi. Bir süre Devlet Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalıştı.

Başlangıçta H. Yavuz, A.İlhan etkilerinde oldukça ağdalı, özentili, sonra söyleyiş değişmemekle birlikte dilin sözcükler düzeyinde yalınlaştığı; daha sonra oldukça dağınık düzyazısal parçalardan oluşan bir şiirden son kitabındaki (Mırıldandıklarım) içten, yalın ürünlere doğru yol aldı.

ESERLERİ
Şiir kitapları: Osmanlıya Dair Hikayat (1981), Taziye (1982), Yaz Sinemaları (1989), Eski 45'likler (1989),
Mırıldandıklarım (1990)

[b]


Yağmur

Damla düştü toprağa cemre misali
En büyüleyici pırıltısıyla dün akşam,
Mis gibi kokusuyla büyüleyen etrafı
Eksikliğini hissettiğimiz ama söyleyemediğimiz,
Tek tek ama beraberce kardeşcesine
Göl gibi derler ya işte öyle durgun ve sessiz
Üzüntülülerini paylaşırlar sevinçleri paylaştıkları gibi ,
Lisanlarıyla sevgiden bahsederler hep
Esintisinde bir samyelinin bir ömür boyu,
Rahatlatıyor tüm sevgiye muhtaçları şu yağmur taneleri.

Murathan Mungan

----------------------------------------------------------
[color=#000099]Yaz Sonu

yaz inceliyor, güz
bizse hiç büyümeyen rus bebekleri
bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk
hadi birimiz uyandırsın artık ötekini
birbirinin karanlığına kapatılmış
birbirinin içinde tipiye tutulan
her kozaya ayrı biçilen uzun kışlardan
hadi birimiz uyandırsın artık ötekini
ilkgençliğin yazıları bitti. Şimdi bırakılmış çiftlikler
yağmurlarla boşalmış leylek yuvaları
elimizde sorular, gün yeniden dağıtıyor



kalanlar için yazılanları
yaz sonu yaz sonu yaz sonu
Biliyorum
yine haziran yine temmuz yine ağustos

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-12-2007, 22:51   #2

TUTSAK

Standart

ESERLERİ

Mahmud ile Yezida (1980) adlı oyunuyla 1979 yılında Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikincilik ödülü aldı.

Osmanlıya Dair Hikayat (1981) adlı şiir kitabıyla 1980 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü Turgay Fişekçi ve Ozan Telli’yle paylaştı.

Sahtiyan adlı şiiri ise 1981 yılında Gösteri Dergisi Şiir Ödülleri birincisi oldu.

Taziye (1982) yine bir oyun kitabıdır. 1984’te sergilenen bu oyun ile Sanat Kurumu tarafından 1984 yılı en iyi tiyatro yazarı seçildi (Mehmet Baydur ile birlikte).

Hedda Gabler Adlı Bir Kadın hikayesiyle 1987 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü (Nedim Gürsel’le) aldı.

Oyun kitapları: Geyikler Lanetler (1992), Bir Garip Orhan Veli (1993). Öykülerini Son İstanbul (1995), Cenk Hikayeleri (1986), Kırk Oda(1987), Lal Masallar(1989), Kaf Dağının Önü (1994);

Şiir kitapları: Osmanlıya Dair Hikayat( 1981), Kum Saati (1984), Sahtiyan(1985), Yaz Sinemaları (1989), Eski 45’likler (1989), Mırıldandıklarım (1990), Yaz Geçer (1992), Oda, Poster ve Şeylerin Kaderin (1993), Omayra (1993), Metal (1994), Oyunlar, İntiharlar, Şarkılar (1997), Mürekkep Balığı (1997), Başkalarının Gecesi (1997) kitaplarında topladı.

Çeşitli alanlara dağılmış yirmi yıllık çalışmalarından bir seçmeyi Murathan’95’te bir araya getirdi. Metinleri Metinler Kitabı (1998) adıyla kitaplaştı.

Resim konulu öykülerden bir seçkisi yayınlamdı: Ressamın Sözleşmesi (1997).


Murathan Mungan'ın Şiirleri
>> Adı Dua Olan Sevgilim
>> Affedilmeyen
>> Alabalık
>> Alacanım
>> Anakin
>> Anlaşılmayan
>> Antik Kent
>> Arasta
>> Armalar
>> Astar
>> Aşkın Karanlık Metali
>> Aşk Özeti
>> Aşk Yeniden
>> Atların Yağması
>> Avare
>> Ayaküstü Yaşanmış Aşk Hikayeleri
>> Aynı Lambalar
>> Ay Zeytin Gece
>> Azalmış Ferman
>> Azat
>> Azizler Rübaisi
>> Başkalarının Gecesi
>> Bıçak
>> Bilardo Topları
>> Bir Bakıma
>> Bir Yıldız
>> Bir Yılın Son Günleri
>> Bis
>> Bozgunlar
>> Bu Ne Biçim Hayat
>> Cam Yaz
>> Çıplak
>> Çöl ve Duvar
>> Devrimin Başharfleri
>> Divan
>> Diyalektiğe Övgü
>> Diyalektik Mutsuzluklar
>> Dizeye Düşen
>> Ecza
>> Eskidendi Çok Eskiden
>> Eski Fenerler Eski Gemiler
>> Eşgal Üzerine Bir Şiir
>> Eylül Rübai
>> Fay
>> Feri Sönmemiş Ferman
>> Ferman
>> Fırtına
>> Gecenin Uzun Söylevi
>> Gece Nöbeti
>> Gece ve Müzik
>> Geçilmez Deniz
>> Gelme
>> Gemici Islığı
>> Göç Yolları
>> Göçebe
>> Görü
>> Grizu
>> Güz Beyleri
>> Ham Ferman
>> Herkes ve Birkaç Kişi
>> Hey Joe!
>> Irmağa Kapılmış Ferman
>> İçimizden Eksildi
>> İdare Lambası
>> İki Bıçak
>> İki Yemin
>> İklim
>> İmagine
>> İnan Batmış Şehirler Gibi Onarılmaz Anılar
>> İnce L , Lalena
>> İntihar
>> İstersen Hiç Başlamasın
>> İzin
>> Kadırga
>> Kal
>> Kandehar
>> Kan, Tuz, Ölü
>> Kara Saplanmış Tren
>> Karanfil
>> Kar Prensi
>> Keşke
>> Ketum
>> Kırılgan
>> Kırksekiz
>> Kıssa XXIII
>> Kırmızı
>> Kırmızı Ferman
>> Kırmızı Film
>> Kim Gölgesinden Kaçabilir Ki?
>> Kimse
>> Konuk Mahalle
>> Korku
>> Kömür
>> Kupon
>> Kuzeydeki Pencere
>> Lavanta
>> Manşet
>> Maske
>> Maskeli Balo
>> Mat
>> Mektup
>> Mermiden Gülüşün Vardı Senin
>> Metal
>> Metal Yorgunluğu
>> Mırıldandıklarım
>> Mika
>> Nylon
>> Olmasa Mektubun
>> Omayra
>> Onlar Ceset Kuşlarıydı
>> Opak
>> Opera
>> Otuz Yaş
>> Ödünç Hançer Öldürmez Beni
>> Önce
>> Öteki Mithosu
>> Pamuk İpliği
>> Parantezle Anımsama
>> Patlayıcı Madde
>> Pazubent
>> Perdah
>> Paseve'nin Günlükleri
>> Peynir Tenekesi
>> Retime
>> Ruhu
>> Sadaklar
>> Saklı Bıçak
>> Salgın
>> Samuray
>> Sandık Odası
>> Sarı Ferman
>> Sende Aşklarımı Temize Çektim
>> Sevgi
>> Sevgilim
>> Sis Çanları
>> Siyah Ferman
>> Sizden Saklı
>> Soğuk Damga
>> Son El
>> Söyle Bana
>> Sözler, Yaprak
>> Sprey Boya
>> Sudra Gömlekleri
>> Şebeke
>> Tanınmış Zaman
>> Telli Telli
>> Tenimiz Taşbaskısı
>> Terastaki Havlu
>> Terkeden
>> Tılsım ve Kum
>> Unutmadık
>> Unutulmuş Bıçaklar
>> Unutulmuş Bıçaklar
>> Uzun Yolları Da Göze Alabilen Bir Dostluk
>> Üç Aynalı Kırk Oda
>> Vazoda Tozlu Güller
>> Yadigar
>> Yağmur
>> Yalnız Bir Opera
>> Yalnızlık
>> Yaş
>> Yaz Bitti
>> Yazgı
>> Yaz Sinemalarından
>> Yaz Sonu
>> Yılan Yastığı
>> Yüksek Topuklar
>> Zarf

.................................................. ......................

YALNIZ BİR OPERA



Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim



İmrendiğin, öfkelendiğin

Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim

Yani yaşamışlık sandığın

Geçmişim

Dile dökülmeyenin tenhalığında

Kaçırılan bakışlarda

Gündeliğin başıboş ayrıntılarında

Zaman zaman geri tepip duruyordu.

Ve elbet üzerinde durulmuyordu.

Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,

Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki.

Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,

Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,

Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.

Ve hala bilmiyordun sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana

Bütün kazananlar gibi

Terk ettin.



Yaz başıydı gittiğinde, ardından,

Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.

Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.

Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.

Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından

Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine

Çerçevesine sığmayan

Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine

Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.



Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.

Seni bir şiire düşündükçe

Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi

Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.

Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük

Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,

Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.

Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?

'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.

Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.

Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını

Takvim tutmazlığını

Aramızda bir düşman gibi duran zamanı

Daha o gün anlamalıydım

Benim sana erken

Senin bana geç kaldığını.



Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.

Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.

Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,

Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.

Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.

Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi

bakışıyorduk.

Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.

Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.

Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.

Şimdi biz neyiz biliyor musun?

Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.

Birbirine uzanamayan

Boşlukta iki yalnız yıldız gibi

Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz

Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca

Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız

Ne kalacak bizden?

Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim

Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında

Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden

Bizden diyorum, ikimizden

Ne kalacak?



Şimdi biz neyiz biliyor musun?

Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.

Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada

Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi

Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek

Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.



Kış başlıyor sevgilim

Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor

Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan

Oysa yapacak ne çok şey vardı

Ve ne kadar az zaman

Kış başlıyor sevgilim

İyi bak kendine

Gözlerindeki usul şefkati

Teslim etme kimseye, hiçbir şeye

Upuzun bir kış başlıyor sevgilim

Ayrılığımızın kışı başlıyor

Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.



Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,

Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,

Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....

Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır

Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır

İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun

Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar

Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz

Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,

Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar

Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,

Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.



Dışarda hayat düşmandır size

İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz

Bir ayrılığın ilk günleridir daha

Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup

Kulak verdiğiniz saat tiktakları

Kaplar tekin olmayan göğümüzü

Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç

Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz

Bakınıp dururken duvarlara

Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,

Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,

Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında

Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi

Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi

Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,

Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya

Kendimizi hazırlar gibi.



Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi

Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,

Ve kazanmış görünürken derinliğimizi

Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde

Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar

O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi

Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

Göremeseniz de, bilirsiniz

Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.



Bana zamandan söz ediyorlar

Gelip size zamandan söz ederler

Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.

Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.

Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.

Dahası onalar da bilirler.

Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.

Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki

hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak

kolay değildir elbet.

Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.

Zaman alır.

Zaman alır sizden bunların yükünü

O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe

çöker.

Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.

Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.

O boşluk doldu sanırsınız

Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.



Gün gelir bir gün

Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide

O eski ağrı

Ansızın geri teper.

Dilerim geri teper.

Yoksa gerçekten bitmissinizdir.



Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi

kavranır.

Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.

Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık

Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan

Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

Günlerin dökümünü yap

Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini

Kim bilebilir ikimizden başka?

Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış

Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,

Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği

Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün

Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya

Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor

Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

Bunlar da bir işe yaramadıysa

Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.



Bu şiire başladığımda nerde,

Şimdi nerdeyim?

Solgun yollardan geçtim.

Bakışımlı mevsimlerden

İkindi yağmurlarını bekleyen

Yaz sonu hüzünlerinden

Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim

Geçti her cağın bitki örtüsünden

Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından

Bakarken dünyaya

Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:

Çicek adlarını ezberlemekten geldim

Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların

Unuttuklarını hatırlamaktan

Uzun uzak yolları tarif etmekten

Haydutluktan ve melankoliden

Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden

Duyarlığın gece mekteplerinden geldim

Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti

Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları

Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.



Bu şiire başladığımda nerde,

Şimdi nerdeyim?

Yaram vardı, bir de sözcükler

Sonra vaat edilmiş topraklar gibi

Sayfalar ve günler

Işık istiyordu yalnızlığım

Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum

İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde

Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.

Karardı dizeler.

Aşk...Bitti. Soldu şiir.



Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım

Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde

Ask yalnız bir operadır, biliyordum:

Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.

Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim

Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu

El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk

Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:

Eksiliyorduk

Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim

Her otelde biraz eksilip, biraz artarak

Yani çoğalarak

Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin

Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında

Ağır ve acı tanıklıklardan

Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.

Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum

Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu

Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...

Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları

Ve açık hayatları seviyordu.

Buraya gelirken

Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim

Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri

Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi

Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...

panayır yerleri...

Ölü kelebekler...

Ölü kelebekler...

Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.



Adım onların adının yanına yazılmasın diye

Acı çekecek yerlerimi yok etmeden

Acıyla baş etmeyi öğrendim.

Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

İpek yollarında kuzey yıldızı

Aşkın kuzey yıldızı

Sanırsın durduğun yerde

Ya da yol üstündedir

Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar

Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar

Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.



Aşkın bir yolu vardır

Her yaşta başka türlü geçilen

Aşkın bir yolu vardır

Her yaşta biraz gecikilen

Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler

Gözlerim

Aşkın kuzey yıldızıdır bu

Yazları daha iyi görülen

Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler

İlerlerim

Zamanla anlarsın bu bir yanılsama

Ölü şairlerin imgelerinden kalma

Sen de değilsin. O da değil

Kuzey yıldızı daha uzakta

Yeniden yollara düşerler

Düşerim

Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda

Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında

Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler

Yaşamsa yerli yerinde

Yerli yerinde her şey

Şimdi her şey doludizgin ve çoğul

Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi

Şimdi her şey yeniden

Yüreğim, o eski aşk kalesi

Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

Dönüp ardıma bakıyorum

Yoksun sen

Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.



murathan mungan

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-12-2007, 22:52   #3

TUTSAK

Standart

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...



ANLAŞILMAYAN ŞEYLER



Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan

Ellerindeki paramparça gecmisin sig bir gövdesidir yolun ortasında

Erken bir gülüşe baslarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş)

Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin.

Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yogunluğun ortasında bal rengi kani

Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin.

Eski, ep eski anlatılmamışlıktır defterlerin.

Kuruyan su.

Kuruyan uykusu.

Ve kan yine de bal rengi derbederliğin.



murathan mungan

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-12-2007, 22:52   #4

TUTSAK

Standart

İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR



Biri beyaz biri kara iki kedi..

birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,

birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.

Gölgeler akşamüstünü söylüyor.

Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.

Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,

uzun yolları da göze alabilen bir dostluk



Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?

Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,

omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,

belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,

değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...



Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp

kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,

bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken

bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?

Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,

her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların

savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...



Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,

ya da olanlar olması gerekenler değildir.

Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,

gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...



Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir

kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.

Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;

hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,

omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip

'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.

Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,

boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

Murathan MUNGAN

SEVGİLİM



Sevgilim,

yetimim benim,



aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken



kapılar kapalı, dünya buzlu can

uyuşmuş gözlerimin önünde

hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan



ikimizin yerine dinliyorum

sevdiğin şarkıları

siyah tişörtünü giyiyorum yatarken

gömleklerini, kazaklarını, kokunu

senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken

gün boyu elimde kahve fincanı



kapıyı açmıyorum

telefonlara çıkmıyorum

başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların



Sevgilim,

yetimim benim,

nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata

öldüğünden haberi yok fotoğraflarının

Murathan MUNGAN

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-12-2007, 22:53   #5

TUTSAK

Standart

AY ZEYTİN GECE



Kamçılı karanlıktı geldin üstüme

Bütün masalları dolaştın

Ay zeytin gece

Ay vurmuştu alnına

Perçemlerin Tokat akıtması

Yorgundu atılmış yılan derisi

Değiştirilmiş güvercin gömleği tende

Nereye gidiyorsun, dedim

Zeytinlerin arasından

Siste silinip giderken yollar

Aydı zeytindi geceydi

Korkmadım bağırdım ardından

Aydaki zeytindeki gecedeki delikanlı

Nereye böyle

Aldı rüzgar sesimi duyurmadı

Vurdu geçti durduğum yeri

Gümüşünü silkeledi yüzüme

Atının kanatları

Ben öldüm, ölüm bulunamadı

Kamçılı bir karanlıktı

Hikayemin gecesini durdum de

Kimse çıkamadı dışarı

Ay kaldı zeytin kaldı gece kaldı

Sis kaldı yollar kaldı

Karanlıktı .......

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-12-2007, 22:54   #6

TUTSAK

Standart

Affedilmeyen

Puhu, biyografi çağı
can çekişmenin grameri
varlığın kıstırıldığı sözcükler
hayatını yazsın herkez
tedavüldeki jestler bizi almıyor
karartmayı çalışıyor bürokratik felcin ara dolguları
çok tanrılı görüştü yapıcıları
ne yaptınız
arkhont atum alizeler
ayrıntıların cinnetiyle yoğunlaşan batakta
gündeliğin kiri
üstüpüye silin şiirlerinizi
çığlıklarınızı törpüleyen metal dünya
ne tanrı istiyorsunuz ne patron
görüntü yapıcıları
kanla geçirdiler ellerine bütün iktidarları
kanla alınsın ellerinden
çekinmeyin vahşetin estetiğinden
vardığımız yerde iki şey kaldı geriye
bir intikam bir de affedilmeyen[/size][/b]



Alacanim

Ah, nerede benim altindan avaze sesim!
Yankisi bir duvara gömülmüş testide kaldi
Avaze sesim!

Şimdi başkalarinin kalplerinde yankilanan
Bir zamanlar içinden geçtigim aşklardi
Feryattan kimseler ölmez, denirken
Duvarlardan geçtim
Artik kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi
Şimdi kulagini dayadigin duvarda inleyen testi
Bir zamanlar feryatlarda unuttugum avaze sesim!

Alacanim
Mil yeşili gözlerin
Dindirdi gözlerimi
Kaç körü birden öldürdün bende
Mahsur kaldim, eksik oldum, kapina düştüm
Ben yandikça
Ezber ettin ayazin demirini
Alacanim,
Indi mi gögsüne heves?
Hangi duvarin halisinda
Gördün, bildin, vurdun beni
Kaç ormandan geçti
Içinde kayboldugumuz o büyük takip
Içimizde bunca gurbet dururken
Yol ettik uzaktaki silayi
Şimdi buradayiz
Kanlar içinde
Alacanim
Indi mi gögsüne heves?

Etimdeki eksik yangin, sindi yüregim
Seyreldi tenim sahtiyan tarih
Mahsur kaldim, meçhul oldum, şehit düştüm,
Alacanim,
Indi mi gögsüne heves?

Alacanim,
Rahat et, ben gölgene ilişeyim
Her belani ben göreyim
Yüregimi ihbar et,
Bana bir uçurum ver, gideyim
Alacanim
Indi mi gögsüne heves?
Biliyorsun adimin kiblesini
Bir meşhur hafizla, meşhur bir şehvet
Alacanim,
Şuramda sinsi bir sizi
Gel öldügümü farz et
Senden gelen her harabe
Canimdan uçurdugum şahin
Pençesinde kaldi bilegim, yazim, harflerim
Bir yanim onla uçtu, sende kaldi, ben bittim
Alacanim,
Indi mi gögsüne heves?

Alacanim,
Yakilmiş bir köyün adiydi adin
Görmedi kimse
Içinde bende yandim
O gün bugün kalbimin dogusunda tüten duman
Nerede olursan ol gögündeyim kanli tarih her zaman
Mardin’im, Midyat’ım
Ah benim altından avaze sesim
Kardeşlerimdi ölen de, öldüren de
Aranızdaki duvarda
Gömülü kaldım

Etimden uçurduğum uçurum
Meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum
Bir hafızken eskiden
Mecnun kaldım şimdi
Aşktan, senden, kendimden
N’olur sevmeden öldürme beni
Alacanım,
Söyle, indi mi göğsüne heves?
__________________




Armalar

Bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
karşı karşıya kaldığımız armalardır
yüzümüzü parça parça aydınlatırken
uzaktaki ateş
yalnızca onlardır konuşan ve hatırlayan
simgelerde çökelir magmalaşır tarih
armalanmış rüya ölü dil
bazı anlar için çözer kendini
sökülür taşınır çerçeve başka deneyimlere
yüzümüze değen alev
kadar içimizdeki çakım
belirler bizi ve kendi karanlığına döner
simgelerin dilsizliğinde
karşı karşıya dururken biz
armalardır her şeyi kararlaştıran
bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman


Aşkin Karanlik Metali

Karanlikta duruyorum aşk vurmasin yüzüme
dokunmasin kimse bana
kimse ulaşamasin artik tenimin incinen yerlerine...
uyanmasin bir daha etimdeki yarali ******
zamanin siyah deltasinda çürümek istiyorum
biliyorum artik kimse yok kimsesizligime...

biliyorum aşka kimse yok
aşkin karanlik metali soguyor yüregimin derinliklerinde...
aşklarim, arkadaşlarim, dostlarim
dagilip gitti herkes
içimi sizlatacak kimse kalmadi içimde...

ORYoDa isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Bookmarks

Etiketler
mungan , murathan

« - | İKi BıÇaK »

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni mesaj gönderme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajlara yanıt verme yetkinizAktif Değil'dir
Eklenti ekleme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajınızı değiştirme yetkinizAktif Değil'dir

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz