UMuDuN DoĞDuĞu NoKTa  

Forum Portal Ana Sayfa R.Galerisi Oyun Salonu Radyo ve TV RADYOMUZ Yazım Kuralları (TDK)
Geri git   UMuDuN DoĞDuĞu NoKTa > KÜLTÜR, SANAT, TARİH > BENİM MEMLEKETİM > Marmara Bölgesi

İstanbul

Marmara Bölgesi icinde İstanbul konusu , İstanbul Tarihi Hakkında İstanbul'un tarihi 300 bin yıl önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-28-2007, 11:39   #1
Standart İstanbul

İstanbul Tarihi Hakkında







İstanbul'un tarihi 300 bin yıl önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ'a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlanmıştır.
M.Ö. 5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy Fikirtepe olmak üzere Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve Ambarlı'da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır. Ama bugünkü İstanbul'un temelleri M.Ö. 7. yüzyılda atılmıştır. M.S. 4. Yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik sıfatını sürdürmüştür. Aynı zamanda, İmparator Constantis ile birlikte Hristiyanlığın merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453'te Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılmıştır.

İSTANBUL TARİHİNDEKİ BELLİ BAŞLI DÖNEMLER

Bizantion (M.O. 660 - M.S. 324)
Yunanistan'dan gelen Megara'lılar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek İstanbul'a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy'de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. "Körler Ülkesi" olarak da anılan Halkedon'un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega'lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu. Efsaneye göre Delfi Tapınağı'ndaki kahinin öğüdüne uyarak burayı seçen Megara'lılar, komutanlarının adından hareketle, kente "Bizantion " adını verdiler. Bu yörede Megara'lılardan önce de bazı Trak toplulukları yaşadığı bilindiği için Megara'lılarla yerli halkın kaynaşmış oldukları sanılmaktadır.

Pek çok istilalara uğrayan Bizantion, M.Ö. 269'da Bithynialılar tarafından yağmalanarak ele geçirildi. M.Ö. 202'de Makedonyalılar'ın tehdidinden korkarak, Bizantion Roma'dan yardım isteğinde bulundu. Bu dönemden itibaren kentte Roma İmparatorluğu'nun etkisi başlamış ve M.Ö 146'da kent Roma'nın egemenliğine girmiştir. Önceleri idari olarak varlığını sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyaletinin bir parçası haline gelmiştir. Böylece 700 yıllık kent devleti statüsü sona ermiştir.

73 yılında Bizantion Roma'nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. İmparator Vespasianus kentin gelişimine katkıda bulundu. 193 yılına gelindiğinde, Roma İmparatoru Septimus Severus, Partlar'ın tarafını tutan Bizantion'u kuşatarak kenti yağmalayıp, surları da yıktırdı. Daha sonra ise surları yeniden inşa ettirip, kenti imar etti. Yeni binalarla sokakları düzenledi. Hipodrom inşaatını başlattı. 269'da kent bu defa Gotlar'ın saldırısına uğradı. Zafer kazanan Gotlar, deniz kıyısına yakın bir yere sütunlarını diktiler. 313'de Nicomedialılar kenti ele geçirdiler. I. Constantinus, Nicomedialılar'la yaptığı savaşı kazanarak kenti geri aldı.

Roma İmparatorluğu'nun başkenti (324 - 395)
Bizantion Roma'nın Doğu'sunun yönetim merkezi olarak seçildi. Bu yeni konumu, kentin dünya kültürü ve siyaseti içindeki önemli rolünü de belirledi.
I. Constantinus (324-337), Romalı soyluları Bizantion'a çağırarak kentin Romalı nüfusunu artırdı. Yeni başkentin konumuna yakışır bir imar hamlesi başlatıldı. Limanlar ve su tesisleri yeniden düzenlendi. Kent içi su dağıtım sistemlerinin temelleri atıldı. Savunma için yeni bir sur yaptırıldı.

Septimus Severius'un başlattığı hipodrom inşaatı tamamlandı. 100 bin kişilik hipodromun genişliği 117, uzunluğu ise 480 metreydi. Hipodrom duvarlarının üzeri çok sayıda heykelle süslüydü. En önemlisi de at heykelleriydi. Kentin Latinler tarafından istila edilmesiyle bu at heykelleri Venedik'e, San Marco Meydanı'na taşındı. Hipodrom'daki (Sultanahmet Meydanı) imparatorluk sarayı (Sultanahmet Camisi'nin bulunduğu alan) ve anıtsal ibadethaneler, akropolis (Topkapı Sarayı'nın bulunduğu yer) yapıldı. Önceleri Nea (Yeni) Roma adı ile anılan kenti, I. Constantinus kendi adıyla özdeşleştirdi. 11 Mayıs 330 tarihinde kentin adı Constantinopolis olarak ilan edildi.

Önce Aya İrini, ardından 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıraran I. Constantinus, kenti Hırıstiyan dünyası için önemli bir merkez haline getirdi.

Bizans İmparatorluğu Dönemi (395 - 1453)
476'da Batı Roma'nın yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu'na dönüşmüş ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmiştir.

6. yüzyılın ortaları, Bizans İmparatorluğu ve İstanbul için yeni bir yükseliş döneminin başlangıcıdır. İmparator I. Jüstinyen yönetimindeki bu dönemde daha önce tahrip edilmiş olan Ayasofya bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiş, 543'lerde kentte görülen ve nüfusun yarısının ölümüne sebep olan veba salgınının izleri silinmiştir.

7, 8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatılma yılları oldu. Yedinci yüzyılda Sasaniler ve Avarlar'ın saldırısına uğrayan kenti, sekizinci yüzyılda Bulgarlar ve Müslüman Araplar dokuzuncu yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattılar.

1204'de kent Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasında ortaçağın en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüştü.

Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik'e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi.İznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan'daki Epiros'ta bir Bizans muhalefeti gelişti. 1254 yılına gelindiğinde Latin İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu esnada İstanbul çok fakirleşmis hatta Latin İmparatoru II. Baudouin ısınmak için sarayının ahşap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos Hanedanı İstanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul'daki Latin dönemi sona erdi.


Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1453-1923)
Kent, 1391 yılından başlayarak Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396'da I. Bayezid (1389-1403), Karadeniz'den gelecek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına bir hisar yaptırdı.
Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de (1451-1481), Bizans'a Kuzey'den gelecek yardımları her iki taraftan Boğaz'ı tutarak önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına Rumeli Hisarı'nı inşa ettirdi. İstanbul'un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadırgadan oluşun güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı. Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı. Ceneviz'lilerin elinde bulunan Galata'nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki aya yakın süren bu kuşatma dönemi 29 Mayıs 1453 günü sabaha karşı başlayıp, öğleden sonra kentin ele geçirilmesiyle tamamlandı. Bu tarihten itibaren İstanbul bir Osmanlı kenti oldu.

Fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni iskan bölgeleri oluşturuldu.
Bizans'ın son dönemlerinde görkemini yitirmiş olan kentte, öncelikle eskiden kalma binalar ve surlar onarılmaya başlandı. Bizans altyapıları üzerinde Osmanlı'nın temel kurumlarının binaları yükselmeye başladı. Büyük su sarnıçlarının da korunması sağlandı. Osmanlı kimliğine uygun bir gelişme gösteren İstanbul artık imparatorluğun başkenti idi.

Nüfusu artırmaya yönelik bu iskan ve sürgünlerle oluşan mahalleler daha sonraki İstanbul idari yapısının temelini oluşturdu. 1459'da İstanbul her biri farklı demografik özellikler taşıyan dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü ise surdışında yeralan ve "Bilad-i Selase" olarak adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçük Çekmece, Çatalca ve Silivri dahil), Galata ve Üsküdar'dı. 1457 sonunda eski başkent Edirne'nin uğradığı büyük yangınla şehre yeni göçmenler geldi ve şehir oldukça şenlendi. İstanbul, fetihten elli yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri haline geldi.

16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren İstanbul, Küçük Kıyamet olarak anılan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. 8 Şiddetinde olduğu tahmin edilen ve artçı sarsıntıları 45 gün süren depremde binlerce bina yıkıldı, binlerce kişi öldü.

İstanbul, 1510'da Sultan II. Bayezıd tarafından 80.000 kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden günümüze gelebilen eserlerin büyük çoğunluğu bu devirden kalmıştır.

1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman yönetiminde İstanbul birçok değerli esere ve izleri günümüze kadar ulaşan bir kent planına kavuşarak, gelişmiştir. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan imzalı birbirinden değerli çok sayıda eser inşa edilmiştir. Veba salgını, yangınlar ve sellere rağmen Kanuni dönemi İstanbul için tam bir yükseliş dönemi sayılmıştır.

Lale Devri olarak da anılan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığındaki 1718-1730 yılları, itfaiye teşkilatının kurulması, ilk matbaanın açılması ve çeşitli fabrikaların inşasıyla İstanbul'un değişmeye başladığı dönemdir.

3 Kasım 1839'da Topkapı Sarayı'nın Gülhane Bahçesi'nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile İstanbul'da yeni bir dönem açıldı. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde İstanbul'da mimariden yaşama tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler yaşandı.

Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi'nde Sarıyer'e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz'a doğru büyüdü.
Bu yıllar, altyapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu. Haliç üzerine köprü yapılması, tünel (metro), Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye'nin açılması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezareti'nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi'nin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay Şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.

23 Aralık 1876'da I. Meşrutiyet ve 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilanlarına sahne olan ve halk arasında "Üçyüzon Depremi" denen 1894 depreminde büyük zarar gören İstanbul', II. Dünya Savaşı'nın ardından 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri donanmasınca işgal edildi.

1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla İstanbul'un başkent dönemi sona erdi.

Osmanlı Padişahları
Osman Gazi 1299-1326
Sultan Orhan Gazi 1326-1359
Sultan Murad Hüdavendigar 1359-1389
Sultan Yıldırım Bayezid 1389-1403
Sultan Çelebi Mehmed 1413-1421
Sultan Murad II 1421-1451
Fatih Sultan Mehmed 1451-1481
Sultan Bayezid II 1481-1512
Yavuz Sultan Selim 1512-1520
Kanuni Sultan Süleyman 1520-1566
Sultan Selim II 1566-1574
Sultan Murad III 1574-1595
Sultan Mehmed III 1595-1603
Sultan Ahmed I 1603-1617
Sultan Mustafa I 1617-1623
Sultan Osman II 1617-1622
Sultan Murad IV 1623-1640
Sultan İbrahim I 1640-1648
Sultan Mehmed IV 1648-1687
Sultan Süleyman II 1687-1691
Sultan Ahmed II 1691-1695
Sultan Mustafa II 1695-1703
Sultan Ahmed 1703-1730
Sultan Mahmud I 1730-1754
Sultan Osman III 1754-1757
Sultan Mustafa III 1757-1774
Sultan Abdülhamid 1774-1789
Sultan Selim III 1789-1807
Sultan Mustafa IV 1807-1808
Sultan Mahmud II 1808-1839
Sultan Abdülmecid 1839-1861
Sultan Abdülaziz 1861-1876
Sultan Murad V 1876-1876
Sultan Abdülhamid II 1876-1909
Sultan Mehmed Reşad 1909-1918
Sultan Mehmed Vahideddin 1918-1922
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsor Linkleri (Reklamlar)

Alt 08-28-2007, 11:40   #2
Standart

Pierre Loti Hakkında ve Resimleri


Eyüp Sultan Camii'nin yanındaki mezarlıkların arasından upuzun merdivenleri tırmanmaya başlarken, bir yandan Haliç'i seyrediyor, bir yandan da ortamın yaydığı mistik huzuru soluyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza tarihi Pierre Loti Kahvesi çıkıyor. Birkaç yüz yıllık geçmişe sahip kahve eşsiz manzarasıyla sizi alıp eski zamanlara, Cenevizlilere, Osmanlılara götürüyor.. 19. yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvehanesi olarak bilinen, Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti Kahvesi olarak anılan kahve, yıllardır aşıkların, kendisiyle buluşmak ve şehirden kaçarak spritüel bir huzur solumak isteyenlerin durağı. Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız yazar ve oryantalist. Deniz subayı olan Loti, Türkiye'ye ilk kez 1876 yılında gelmiş ve bir yıl kalmış. Eyüp sırtlarındaki tarihi kahveyi de o yıllarda keşfetmiş. Haliç'in büyüsü mü bilinmez ama, Pierre Loti'yi oraya çeken bir diğer unsur da Aziyade ismindeki evli bir Osmanlı hanımıymış.
Fransa'da evli olduğu söylenen Pierre Loti ile Aziyade arasında büyük bir aşk olduğu yıllarca efsane gibi dilden dile aktarılmış. Pierre Loti aynı isimli romanında Aziyade'ye olan aşkını gizlememiş. İşte o gün bugündür kahvenin adı Pierre Loti olarak anılmış. Kahvenin bulunduğu tepeye de Loti'nin anısı Pierre Loti Tepesi adı verilmiş.. Bu tarihi kahvenin hemen bitişiğindeki eski merdivenlerden çıkınca sağ tarafta, istanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 1997 yılında Pierre Loti Tepesi'ndeki yapıları istimlak ederek bölgeyi turizme kazandırmak amacıyla başlattığı projenin ürünleri karşımıza çıkıyor; metruk evlerin yerine Osmanlı-Türk mimarisine uygun yapılan ahşap konaklar. Mevcut yapıları muhafaza edilen turistik kompleksin yapımı 2000 yılında tamamlandı. Otel olarak hizmet veren altı konağa, Pierre Loti'ye yakın semtlerin isimleri verilmiş; Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp, Balat, Hasköy ve Fener konakları. Turquhause Butik Otel olarak turizme açılan konaklar 68 odalı ve130 yatak kapasitesine sahip. Tarihi konaklarda bir gece konaklamanın bedeli 60-100 dolar arasında değişiyor.İç mekanlar tesislerin içinde bulunduğu tarihi atmosfere uygun objelerle dekore edilmiş. Restoran ve kafenin tavanları kalemkarlar ve nakkaşlar tarafından özenle süslenmiş.
Tesisin bulunduğu bahçe zevkli bir peyzaj çalışmasıyla ziyaretçilerin rahatça gezebilecekleri bir alana dönüştürülmüş. Pierre Loti'de konakların yanı sıra tarihi eserlerde restore edilmiş. Örneğin, 250 yıl önce idris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Sıbyan Mektebinin restorasyonu tarihi mimari'nin korunmasına katkı açısından önemli. Bahçedeki Niyet Kuyusu'na iki rekat namaz kılıp, niyet duasını okuduktan sonra gelenler kuyunun içine baktıklarında kaybettikleri değerli bir şeyin nerede olduğunu gördüklerine inananlar, bu umutla hâlâ kuyunun içini gözleyenler var. Tesisin girişinde Attan Düşen Ali Paşa'nın kabri de bulunuyor. Rivayete göre , rahmetli Paşa'nın padişahla arası açılmış, görevinden azledilmiş. Bir süre sonra padişah tarafından iade-i itibara mazhar olmuş ancak bu kez attan düşüp vefat etmiş. Pierre Loti Turistik Tesisleri'ne gelenler Halic'in muhteşem siluetini izlemenin yanı sıra Miniatürk'ü yukarıdan görme şansına da sahipler.











__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:41   #3
Standart

İstanbul Gülhane Parkı Hakkında


Gülhane Parkı eskiden Topkapı Sarayı’nın “Has Bahçe” lerinden biriydi. Ulu ağaçlar, güller, laleler, bin bir çiçek bu bahçeyi süslerdi. 1839’da Mustafa Reşit Paşa’ nın Tanzimat Fermanı’nı okuduğu Gülhane daha sonraları ihmale uğramış, Padişahların Dolmabahçe Sarayı’na taşınması, daha sonra Avrupa demiryolunun Sirkeciye Sarayburnu’ ndan geçerek gelmesi üzerine parkın ağaçları, köşkleri sökülüp yıkılmış, burası garip bir eğlence yerine dönerek “Bitli Kağıthane” adını almıştı.
Haliç’teki Kağıthane (eski devirlerde Sadabad’ı), şehrin kalabalık bölgelerinden oldukça uzak bulunduğu için gene gözde bir gezme yeri olarak kaldığı halde, İstanbul’un kalabalık semtlerine yakın olan Gülhane Parkı her çeşit halkı çekiyordu. O zamanlar tatil günü olan Cuma günleri ahali yemeklerini alarak çoluk çocuk eğlenmeye, dinlenmeye geliyordu. Gülhane Parkı bugün İstanbul yakasının en bakımlı en büyük parkı olarak halkın yararına sunulmuş bulunmaktadır.




Gülhane Parkı Resimeleri ;



__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:41   #4
Standart

Yerebatan Sarnıcı ( Sarayı ) Bilgi ve Resimleri



Şehirdeki en büyük ve muhteşem kapalı sarnıçtır. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Zamanında civardaki bir bazilikadan dolayı bu isimle anılmıştır. Civardaki saraylara su sağlamak için I Justinyen (527-565) devrinde yapılmıştı. 28 x 12 sıralı sütunların toplamı 336 adet olup, 170 x 70 metre boyutlarındadır. Bazıları sade, çoğu Korint uslubunda sütun başlıkları ile süslüdür. Su seviyesi mevsimlere göre değişirdi. Doğu duvarındaki değişik seviyerdeki borular ile dışarıya su verilirdi. Su seviyelerinin bıraktığı izler, sutunlarda görülebilir. 1984 büyük tamirat sırasında zemin temizliği yapılmış, 1 metreden fazla çamur temizlendiğinde orijinal tuğla taban ve 2 sütun altında meduza kafası mermer bloklar ortaya çıkarılmıştı. İnşa edilen yol ile de sarnıç içini dolaşmak mümkün olmuştur.







__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:42   #5
Standart

İstanbul Semt İsimlerinin Hikayeleri


Aksaray – Aksaray'dan gelenler buraya yerleştirilmiştir. Bu semt adını bu günkü Aksaray Şehrinden gelenler vermiştir.

Ahırkapı - Padişah sarayının sonunda ki has ahırın (Padişahın atlarının barındığı ahır) yanında olduğu için Ahır Kapısı diye anılmıştır.

Akaretler - Sultan Abdulaziz Taşlıkta Aziziye camiinin giderlerini karşılamak üzere bir vakıf kurmuştur. Bu vakfa gelir sağlamak için de gelir getiren anlamında Akaretler yaptırmayı planlamıştır. Bu planı bitirmek ise II.Abdulhamit'e nasip olmuştur. Bu yüzden semtede Akaretler denmiştir.

Altunizade
- Altunizade İsmail Zühtü Paşa'nın yaptırdığı cami, semtinde bu adla anılmasına sebep olmuşştur. Zühtü Paşa'nın babası altın alım satımı ile iştigal ettiğinden Zühtü Paşa'ya da Altunizade denmiştir.

Arnavutköy
– Önceleri, Boğaziçi’nin bu sevimli semtinde Arnavutlar oturduğu için buraya bu ad takılmıştı.

Ataköy - Ataköy'ün eski adı Baruthane dir. II.Mahmut tarafından buraya baruthane yapılmıştır. O zamanlar Ataköy (İstanbul'un dışı sayıldığından baruthane yapımı için uygun bir alan olarak görülmüştür.) Daha sonraları Emlak ve Kredi Bankası bu bölgeye 50 - 60 bin nüfuslu bir yerleşim yeri kurmuştur(1950). Yeni yerleşim yerinin adı da Ataköy olur.

Ayazağa - İsmini yeni çeri kethudası Ayaz Ağa'nın çiftliğinden almıştır. Abdulaziz döneminde buraya yaptırılan saray bugün binicilik okulu olarak kullanılmaktadır.
Ayrılık Çeşmesi (Haydarpaşa’da) – Eskiden hac alayı bu çeşme çevresinde toplanır, oradan yola çıkardı. Hacca gidenler eşlerine, dostlarına orada veda ederek ayrılırlardı.

Bağlarbaşı - Çok eskiden bir Ermeni manastırına ait bağların başladığı yermiş. Zamanla oraya Bağlarbaşı denmiştir.

Balat - Rumca saray anlamına gelen palation sözcüğünden geldiği söylenir. Önceleri İstanbul'un kapılarından birine verilin bu ad, sonraları semtin adı olmuştur.

Bebek - Fatih Sultan Mehmet Han buranın muhafazası için gönderdiği komutanın lakabından gelmektedir. (Bebek Çelebi Bebek Çavuş)

Bedesten - Arapça bir söz olan Bezzaz dan türetilmiştir. Bez, kumaş taciri, Manifaturacı anlamına geliyor. Kumaş tacirlerinin bulunduğu yere de bezzazistan denildiğinden. zamanla halk arasında ağza kolay gelmesinden dolayı bedestan'a dönüşmüştür.

Beylerbeyi – III. Murat devri beylerbeylerinden Mehmet Paşa’nın yalısını bulunduğu için köye bu ad verilmiştir.
Cihangir – Kanuni Sultan Süleyman pek sevdiği oğlu Cihangir için burada bir cami yaptırmıştı. Semt adını bu Cihangir Camisi’ nden almıştır.

Çarşamba
– Samsun Çarşamba ovasından gelenler yerleştirildiği için buraya da Çarşamba denilmiştir.

Çengelköy
– XIX. Yüzyılda Kaptan-ı deryalıklarda, valiliklerde bulunmuş, yiğitliğiyle tanınmış Çengeloğlu Tahir Paşa burada bir mescit yaptırmıştı.
Harem – Üsküdar Sarayı’ nın harem dairesine gidecekler bu iskeleye çıkarlardı.
Haydarpaşa – III. Selim vezirlerinden Haydar Paşa oradaki kışlayı yaptırmıştı.
İhsaniye – Selimiye kışlası ile Karacaahmet arasındaki bu mahallenin bulunduğu yerde eskiden bir saray vardı. Padişah yıkılmaya yüz tutan bu sarayın arsasını halka “ihsan” ettiği (bağışlandığı) için semtin adı “İhsaniye” kalmıştır.
Kabataş – İskelenin bulunduğu yerde eskiden büyük bir taş vardı. Osmanlı devri ileri gelenlerinden “Köse Kahya” diye tanınmış Mustafa Necip çelebi bu taşı yontturup iskele haline getirdi.
Kadıköy – Bugün Osmanağa Camisi diye anılan caminin yerinde eskiden Kadı Mehmet Efendi’nin yaptırdığı bir mescit vardı. Semtin adı bundan dolayı “Kadıköy” kalmıştır. Bugünkü camiyi I. Ahmet devrinde Babüssaade Ağası Osman Ağa yaptırmıştır. Diğer bazı kaynaklara göre Bizans’ın fethinden sonra burası İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’e bağışlanmış, bundan ötürüde semt “Kadıköy” adını almıştır.
Kanlıca - Bu bölgeye Kanuni Sultan Süleyman tarafından Anadoludan Türkmen ve göcebe bazı türk kabileleri getirtilip yerleştirilmiştir. Bu göçebelerin buraya yerleşmeleri kağnılarla olduğu ve çok uzun bir süre içinde ancak yerleşebildikleri için halk arasında bu bölgeye Kağnıca, sonralarıda Kanlıca denmiştir.
Kuzguncuk – Fatih Sultan Mehmet devrinde, Kuzgun Baba diye anılan bir derviş burada oturmuştu.
Taksim - İstanbul sularının bir bölümünün buradan taksimi yapıldığı için burasıda suların taksimi (ayrımı) yapılan yer olarak kalmıştır
Üsküdar – Farsça “Konak” anlamına gelir. Eskiden Anadolu’ya İran’a, Arabistan’a gidip gelen kervanlar burada konaklardı.
Vaniköy – Eski adı Papazbahçesi’ydi. IV. Mehmet, Şeyh-i Sultani Esseyit Mehmet Vani (Vanlı) ye bu yerleri hediye etti, o da kendisine burada bir yalı, bir iki ev yaptırdı.
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:43   #6
Standart

Eski İsTaNBuL












































































__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:44   #7
Standart

Yassıada


Yassıada
Yassıada,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'nde

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'a yakın küçük bir ada. Eni 185, boyu 740 metre. Biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan iki Hayırsızada'dan yassı olanıdır. Arazisi düzdür, ancak sahilleri genellikle denize dik olarak iner.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'na 3 mil,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'ya 1.7 km ve

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'e 13 km uzaklıktadır.18.3 hektar yüzölçümüne sahiptir.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

döneminde 4. yy'dan itibaren bir sürgün yeri olarak kullanılan Yassıada'ya, Bizans imparatoru Teofilos (

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

-

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

) Platea Manastırı diye bir manastır inşa ettirmiştir.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'ta bu adada sürgün olarak kalan patrik İgnatios adanın tam ortasına bir kilise inşa ettirmiştir.Daha sonraları bu kilisenin altındaki dehlizler zindan olarak kullanıldı.12.yy'da Latinlerin ve 15. yy'da Rusların istilasına uğradı.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'nden sonra uzun süre adayla ilgilenen olmamıştır.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'da adayı satın alan

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'nin İstanbul sefiri Sir Henry Bulwer, sahilde burçları olan kaleye benzer bir bina ile adanın ortasına enteresan bir mimari üslupta, şato büyüklüğünde bir köşk inşa ettirdi.Ancak inşaatın ve tarım faaliyetlerinin getirdiği ağır masraflar yüzünden adayı Mısır Hıdivi İsmail Paşa'ya satarak elinden çıkardı.Ancak İsmail Paşa'da adayla fazla ilgilenmemiştir.
Yassıada

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'de Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış ve

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'de eğitim hizmetlerine açılmıştır.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

(

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

) sonra burada kurulan mahkemelerde

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

önde gelenlerı yargılanmış ve

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

ve

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

idama mahkum edilmiştir.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

bittikten sonra, yeniden Deniz Kuvvetlerine teslim edilmiş ve buradaki eğitim faaliyetleri

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'e kadar sürmüştür.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'te

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

Su Ürünleri Fakültesi'ne devredilmişse de

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'te terk edilmiştir.Halen ıssız bir adadır.

27 Mayıs darbesi ile Yassıada'da tutuklu olan

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

milletvekili

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'in dizileri ;
YASSIADA
Bilmiyor gülmeyi sakinlerin binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:44   #8
Standart

kasık adası


KAŞIK ADASI
Burgazada ile Heybeliada arasında küçük bir ada olup, 5.2 hektar yüzölçüme sahiptir. En eski adı Pita’dır. En yüksek yeri 18m dir. Halen özel mülk durumundadır.


Burgazada ile Heybeliada'nın tam ortasında yer alan ve adını kuşbakışı görünümünün kaşığa benzemesinden alan Kaşık Adası'nın nasıl değerlendirileceğine bir türlü karar verilemedi. Bir dönem kumarhane haline getirilmesi düşünüldü. Sonunda 99 yıllığına "şahsa" kiralandı.

Bugün özel mülk konumunda olan Kaşık Adası'nın kuzey ve güney kıyılarında iki iskelesi bulunuyor. Kayık veya motorla gidip, denizinden yararlanmak mümkün. Ancak karaya çıkmak yasak!
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:45   #9
Standart

Büyükada


Büyükada
Coğrafya [

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

]


Büyükada,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

açıklarındaki adaların en büyüğüdür. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Maltepe sahiline uzaklığı ise 2300 metredir.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

bir dönem Büyükada'da sürgün yaşamıştır.

Tarihi Yapılar [

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

]


Adalar'da, biri güney, diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe'dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi'dir. Adanın en yüksek tepesinde Aya Yorgi

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

ve

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

ı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, M.S. 6.yüzyılda inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları bugüne kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır. İsa Tepesi'nde ise Hristos kilise ve manastırı bulunmaktadır. Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios kilisesi de Büyükada'nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

cemaat, büyük ayinlerini burada yapar. Büyükada'da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

tarafından yaptırılan Hamidiye Cami'dir. Mimari açıdan batı etkisinde inşa edilmiş bulunan mekan, Ada Cami sokağında bulunmaktadır.

Turizm [

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

]


Leon Troçki'nin,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

tarafından kovulunca

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

'ye gelip yaşadığı ev ve Aya Yorgi manastır ve kilisesinin özel bir yeri var: Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde sayısız her dinden müminin 200 metrelik bu tepeyi tırmanıp kiliseye ulaşınca, inancı doğrultusunda dua ettiği, niyet tuttuğu ya da şifa umuduyla siyah cüppeli bir Ortodoks papazdan dua dilediği görülebilir.
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-28-2007, 11:45   #10
Standart

Heybeliada


Heybeliada
Heybeliada,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

Prens takımadasında yeşil ada. En yükseği 140 metreye yaklaşan dört tepesi vardır. İskeleden inilince solda

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

ve ona bağlı binalar uzanır. Bunların arasından geçilerek arkada, Çam Limanı tarafında, Sanatoryum’a gidilir. Şimdi Deniz Kuvvetleri’nin elinde bulunan arazide tarihten kalan iki ilginç eser vardır; birincisi Türkler’in fethinden önce yapılmış son ve Adalar’daki tek

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

Kilisesi,

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’dır. Son İmparatoriçe

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’nın yaptırdığı sanılıyor.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’daki Fener’deki

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

dışında, dört yapraklı yonca modeline göre yapılmış tek kilise budur. Askeri arazide olduğu için özel izin alınmadan görülemiyor. Bu kıyıda

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

(Ayios Yeorgios) Manastırı, Çam Limanı’nın batı ucunda Tarik-i Dünya Manastırı vardır.
İkinci ilginç kalıntı bir mezar taşından ibaret. Bu Kraliçe

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’in elçisi Edward Barton’ın mezar taşı. Üzerinde –imla yanlışları da olan- Latince bir kitabe ve Barton’ın aile arması var. İngiltere’nin ve Elizabeth’in

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

sultanına gönderdiği ikinci elçi olan Barton’ın bir süre Tophane’de bir evde kaldığını, ama çevre halkı gece cümbüş gürültüsünden rahatsız olup şikayet ettiği için buradan uzaklaştırıldığını biliyoruz. Gerçekten cümbüşler çok mu gürültülüydü, yoksa o sıralar Türk halkı böyle şeylere hiç mi alışık değildi, bunu o kadar iyi bilmiyoruz.
İskelenin sağında çarşı, meyhane ve kahveler yer alır. Büyük Rum Kilisesi

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

(Ayios Nikolaos) buradadır. Bazı ilginç ahşap evlerin önünden örneğin İlyasko Yalısı’nın, Hulusi Bey Köşkü’nün (Hacopulos’lar yaptırmıştı), Adalar’da kışın da açık kalan otel Panaroma’nın yanından geçerek yürüyünce, çamlık piknik yerlerine gelinir (o zamandan beri Panaroma kapandı, Hakli Palas ise onarılarak faaliyete geçti). Bunun ilerisinde Değirmen denilen bölge vardır (adı verilen değirmen kalıntıları da ayaktadır). Ada’nın en büyük plajı buradadır.
Fazla yapılaşmamış olan öbür tepede, Ayia

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’yla (bu da Bizans’a uzanır) birlikte

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

vardı. Heybeliada, fetihten bir zaman sonra, Rum nüfusun başlıca dini eğitim merkezi olmuştu (dünyevi eğitim merkezi Fener’de kaldı). Din adamı adayları

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’dan ve Rumlar’ın bulunduğu her yerden buraya okumaya gelirdi. 1970’lerde Türk hükümetiyle

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

(daha doğrusu, Yunanistan) arasındaki bazı anlaşmazlıklardan ötürü bu eğitim durdu. Ortodok Rum dini kurumlarının yanında 1940’larda yapılmış

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

da vardır.
Kuzey kıyısında da Hidiv ailesinden Sait Halim’in kardeşi Abbas Halim Paşa’nın konağı halen ayaktadır.çünkü orası yani hebeybaliada hüseyin rahmi gürpınarın yaşadığı yerdir.
Heybeli yaz-kış nüfusunun en kalabalık, gidiş-gelişin en yoğun olduğu adadır.

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

deyince akla

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’in gelmesi gibi Heybeli’nin yazarı da

Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için Tıklayın...

’dir.
__________________

sustum..sustum...sustum...



...yoruldum,çok yoruldum...yüreğim imza taşımaz oldu...


... σуυη¢αкℓαяı вıяαкıρ уüяєкℓєяℓє σуηαуαℓı,σуυηℓαяıη α∂ı "αşк" кαℓ∂ı...вєηѕє çσ¢υк.../.уα υмυтℓαя∂α вιтєяѕє.../
Mr_JoKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Bookmarks