![]() |
|
|
#1 | ||
![]()
|
Duracaksan acılarımın önünde
Kol kanat gerip Aldırmam; Yeditepe zindanlarına atsınlar beni... Seveceksen özlemlerimin ötesinde Kalbini verip Aldımam; Cehennemde yıllarca yaksınlar beni... Kalacaksam hep,sevgili olarak gönlünde Delice sevip Aldırmam; Senin için yağlı iplerde assınlar beni... Anacaksan hatıramı arada bir ömründe Öylesi garip aldırmam; Ölsemde,ne bahtiyar aşık diye ansınlar beni...
__________________
WwW.SaNaLDa1NuMaRa.CoM | ||
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
Misafir
|
Bir hayalin peşinde yıllarca koşabilmektir aşk. Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına, bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk... Ya da duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk.. Birine hayatını bağlamışken, onsuz yaşamayacağını düşünürken bir gün yapayalnız kalma korkusunun büTün vücudu titretmesidir aşk... İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk... Bir bıçak ki saplanabilir yüreğine. Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek bir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk. Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken, insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamamak fikrinin seni deli etmesidir aşk. Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk... Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını, sonra da gözlerinden damla damla dışarıya taştığını hissetmektir aşk... Hiç görmediğin, hiç dokunmadığın, sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk... Belki de gördüğün ilk anda bitecektir bu tutku. Buna rağmen delicesine özlemektir aşk... Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk... Sana “aptal” diyenler söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin “Onu seviyorum” diye haykırmasıdır aşk... Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden, kaygısızca ama her olumsuzluğu da göze alarak kendini bırakmaktır aşk... Güçtür aşk. Yenilgi sadece zayıflara mahsustur. Ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur. Bu yüzden her türlü pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk... Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını bütün benliğinle hissedebilmektir aşk... Sayılarla, harflerle belirlenmiş her şeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk... O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk... Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlamaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerine yazma cesaretini gösterebilmektir aşk... | ||
|
|
|
#4 | ||
|
Misafir
|
Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga, Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya. Dalga, seven - kıyı, sevilendir. Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga Ve döner hep geriye Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca İşte, ben de seni böyle severim yar. Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini? Bilirler görünmeyeceklerini... Sevilmeyeceklerini... Koklanmayacaklarını... Okşanmayacaklarını... Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle. Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını İşte, ben de seni böyle beklerim yar. Yar, ipek böceğini bilir misin? Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını Ama aşkına feda eder kendini. Öyle verir kendini yarenine korkusuzca İşte, ben de kendimi böyle veririm sana yar. Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin ? Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için Öyle zorludur ki ayrılmaları Verir meyvesini ağaç meyve tohum olur, tohum kök olur Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden İşte bende böyle yar; Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak icin | ||
|
|
|
#5 | ||
|
Misafir
|
Sen hiç gururun için sana mutluluk veren
Hayat veren ve sana yaşamında hiç keşke dedirtmiyecek Sevgiyi,özlemi,hasreti,tutkuyu yaşamanın ne denli güzel olduğunu Mutluluğun hiçte erişilmez olmadığını Mutluluğun sana kalbin kadar yakın olduğunu hisettiren Özlemin baldanda tatlı olduğunu ve bu tadın anlık değilde Eğer istersen bir ömür boyu söreceğini Hasretin seni kor gibi yaktığında bile o yangının acı yerine sana haz verdiğini O.Tutku ki her dakika her saniye yanında olsan bile Sanki ilk defa görüyormuş gibi Her bakışta her dokunuşta her öpüşte sanki ilkmiş gibi Hiç bıkmadan usanmadam her defasında dahada çok içten sıcak Vazgeçilmez insanda doyumsuzluk hisini uyandıran Ve Bir sevgi tanımı sınırı olmıyan seni bile aşan Sana sormadan kendi kendine gelişen derinliği okyanusları Bile aşan o ben yarattım ben bitiririm bile dediğinde Bitmeyen ve karşında durup ben çok özelim beni yaşamalısın Bana ihtiyacın var ben olmadan sende olmasın. Bensiz içi boş bir iskeletsin. Hayatın anlamı, mutluluğun kaynağı Özlemin tatlılığı,hasretin yangını,tutkunun duyumsuzluğu benim.Yaşaman ve hayatta tat alabilmen için tüm mazemen bende benim diyebilen.Ve en önemli şey YAŞAM.Her şeyi içinde barındıran ufacık bir tebesümün verdiği mutluluğu unutma ona sahip çik senin hayata renkli baka bilmen için o ufacık tebesüme bile ihtiyayıcın var diyen en büyük acıları unut bunları düşünme bunlar seni bitirir yok eder ve sen olmadan ben olamam.İyi olan her şeyi alıp kötü olan her şeyi atdiye bilen bir hayattan ve şimdiye kadar anlattığım onca güzel duygulardan ve hislerden gururun için vazgeçtinmi | ||
|
|
|
#6 | ||
|
Misafir
|
Aslında AŞK da yok
Hayat bazen tatlı bazen acı Aşk´ta öyle. Bazen kelimelerle anlatılamayacak kadar güzel, enfes, harika,nefes kesici. Heleki onu elde edebilmişsen, onunla bir bütünsen, O senin bir parçansa, beraber bir bütünseniz. Bu neye benzer biliyormusunuz. Hani bir dağcı km.lerce yükseklikteki bir zirveye günlerce uğraşarak, didinerek, türlü zorluklara göğüs gererek çıkıp zafer bayrağını doruğa dikince nasıl gururlanıp mutlu olursa, Bir seven de sevgilisinin kalbini kazanıncada aynen o sevinci hisseder. Coşkulanır, gururlanır, sevincinden ne yapacağını bilemez hale gelir. İçten gelen bir kahkaha tufanı koparır, yerinde duramaz artık. çünkü sevdiği onundur artık yalnız onun. Aşk insana herşeyi yaptırır. Çoğu zaman güzel duygularla dolar insanın kalbi, kimi zaman olmayacak delilikler yapar. ÖDÜN VERMEM dediğiniz kişiliğinizden bir bakmışsınız ki verilecek bir tek ödün dahi kalmamış. Ne güzeldir onu düşünmek, ne güzeldir onunla olmak, Ne güzeldir ki en çok ben seviyorum tartışması, onu tutmak, sarılmak, hissetmek. Her şey güzel çok güzeldir. Taaaaaaa ki mutluluklar doruğuna ulaçıncaya kadar. Dorukta da mutlusunuzdur.AMA YA SONRA........ Sonra mı, araya artık aşk ateşini söndüren o kızgın ateşi ki birbirini sevenler o ateşi ilk başlarda bir yanardağ misali görürler. YANARDAĞI aşklarına, O yükseklere coşkuyla fışkıran LAVLARI da hiç bitmeyen ve bitmeyecek sandıkları sevgilerine benzetirler.. İşte arada fark var "BENZETİRLER" Yada öyle sanırlar. Aslında gerçek bu değildir."Zaman"dediğimiz her derde deva olan zaman bazen ters tepki verir. Şifa vermesi gerekirken, Şifa verecekken zehir olur ve yavaş yavaş aşkı zehirler. Dozajını gün geçtikçe arttırır. Sinsice.... Adice...... Tüm mutluluklar, tüm sevinçler, heyecanlar, coşkular eğlenceler,............ tüm gülücükler yavaş yavaş yerini acı tebessümlere, kahırlı günlere, yalvarışlı bekleyişlere, mutsuz günlere, ağlamaklı gözlere ve acıyla kanayan kalplere bırakır. Artık umutsuz bekleyişler vardır hayatında. Artık acı duyarak hissettiğimiz anılar vardır. Yaşadığın mutlulukları bir daha yaşayamayacağını bilerek hatırlamak vardır. ona dokunamazsın . Bütün hayatın o sandığın kişi yoktur ve dolayısıylada seninde hayatın yoktur. Her şey mazider. Onunla beraber geçirilen, yaşanılan her gün, her an, her dakika artık anıdır. Acısıyla,tatlısıyla bir MAZİ PASTASI´dır var olan. Ve bu pastanın her parçasında buruk bir gülümseme ya da acı bir hatıra tadı bulabilirsin. Bu pastada sevgi, mutluluk, özlem, korku, ümitsizlik, bekleyiş...... insan oğlunun hissettiği her türlü duygu tadı bu pastada fazlasıyla vardır. Kimini severek yersin, kimine sadece özlemle bakarsın, kimini ise nefretle atarsın. Dedik ya mazidir artık yaşanan işte mutluluk yerini derin bir acı birikimine bırakmıştır. Ne kadar çırpınırsan o kadar batarsın çırpındıkça gücün kesilir Gücün kesildikçe umudun biter. Umudun bitince İŞTE Yavaş yavaş hayata gerçek hayata dönmek üzeresindir. artık ne toz pembe bir hayat, ne de kapkara bir dünya vardır. Şimdi yaşam bir başka yaşamdır, şimdi yaşadığın gerçek hayattır. Ne pembesi olan ne de karası şimdi ORJİNALİNDE sindir. Ve en önemlisi Artık olgunsundur. Geçirilen tecrübeler sonucu itibariyle insan mantığa yönelmiştir. Karakter daha da güçlenir. Verilen ödünler bir daha geri verilmemek üzere geri döner ve artık İNSANI KALBİ DEĞİL İRADESİ YÖNLENDİRİR. Mantık + İrade = Güç = İRADE artık formül budur. Artık kalbi sedece tek bir şey söyler ve iradesi kalbin sadece bu mesajını kabul eder. BİR DAHA MI !!!....... ** ASLA** | ||
|
|
|
#7 | ||
|
Misafir
|
Aşk denen efsunlu hâli başlatan gözse; onu görünür kılan, yaşatan, büyüten de sözdür. Söz hem örter aşkı hem gösterir. Aşk dile gelmek ister, söylenmek ister. Platon tam olarak ne demek istemiştir bilmiyorum ama platonik aşktan anlaşılan ‘sevdiğini söylememek’se buna itirazım var benim. Yeryüzünde söylenmemiş, sevgilinin ve dahi hiç kimsenin haberi olmamış bir aşk var mıdır? Yahut ona aşk denir mi?
Aşk, bir çift göz, zifir saçlar, içli bir bakış mıdır? Yahut güzel pembe memeler, dolgun kalçalar, ince bel midir? İnsan bunlar için mi âşık olur? Size bir sır vereyim mi? İnsan konuşabileceği birine âşık olur. Aşk fena hâlde konuşma arzusudur. Sevgililer durmaksızın konuşmak isterler. Heyecanla, coşkuyla, gözlerini yıldız yapıp nehir gibi, ırmak gibi konuşurlar, anlatırlar. Konuşacak bir şey kalmadığında, aşk biter! Eğer sevgililerin konuşacak bir şeyleri yoksa ortada aşk da yoktur. Yalnızlığı gidermek değil midir bir yerde aşk dedikleri şey? Herkes bir başına olmayı ister çoğu zaman ama kapıyı anahtarla açmak koyar herkese. Konuşacak birini arar. O bazı başlangıçlarda olan susup bir şey diyememe donakalma durumu da gelecekteki nice konuşmalar için bir 'es'tir sanki. Söylenmeyen şey unutulur. Üç beş yaşlarında yaptığınız yaramazlıkları anneniz, babanız, halanız, dedeniz o kadar çok anlatmıştır ki aklınıza kazınmıştır artık, yetmiş yaşına da gelseniz unutmazsınız. Oysa kimseye –kendinize bile- anlatmadığınız çok değil birkaç gün önceki bir olayı belleğinizin anımsaması çok zor olacaktır. Aşk, söylenmezse yalan olur, söner alevi. Almodovar’ın çok güzel bir filmi var: "Konuş Onunla". Benim söyleyip isteyip de beceremediğimi sinemanın eşsiz diliyle anlatır o filmde usta yönetmen. Söz yoksa, kelimeler yoksa aşktan söz edemezsiniz. Aşkla olmadı mı evren, kelimelerle yaratmadı mı her şeyi Tanrı? "Kûn" demedi mi? Adem'e en başta sözcükler öğretilmedi mi? Aşk kelimelerle yaşar, kelimelerle doğar, kelimelerdir aşk... | ||
|
|
|
#8 | ||
|
Misafir
|
Ayrılık, yarımların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine.
Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık. Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da. Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur. Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken... ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık. Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen. Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına. Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına. Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır. Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur,sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı. Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa her veda şunu hep unutur; her aşk bir veda kapısından girer. | ||
|
|
|
#9 | ||
|
|
teşekkürler
__________________
Gözlerin Yağmur Biriktiren Bulut Dokunsan Ağların Sokulsan Yanarım Ne Olur Sus Bir Şey Söyleme Bilirsin Her Sözüne Kanarım ![]() youtube yi izlemenin yolu burda buyrun [Linkleri kayıtlı üyelerimiz görebilir. Kayıt olmak için TıKlaYıN...] | ||
|
|
|