Konu
:
18 Mart Çanakkale Zaferi
Tekil Mesaj gösterimi
03-18-2008, 11:04
#
3
YORGUN YÜREK
Bir adın kaldı bende...
Cevap: 18 Mart Çanakkale Zaferi
permalink
ÇANAKKALE DESTANI
Altı asır dünyaya nizam veren bu millet
bitab düşmüştü. Trablusgarp’tan
Balkanlar’dan çekilmiştik. Ricat
onur-gurur kırıcıydı ama mecburduk buna... Düşman kaviydi..talih zebundu... dost vefasızdı...
Batılı; “Başka milletlerin
müdafaadan ümidi kestiği anda
Türk milletinin taarruzu başlar!” diyor. İşte Çanakkale savaşları
bunun destanıdır.
Bu destanda; cephaneliğin infilak etmesiyle gözlerinden olan Memiş’in; komutanın: “Vah evladım vah! Gözlerinden mi oldun?” demesine karşılık: “Üzülme paşam
üzülme! Bu gözler göreceğini gördükten sonra bu hale geldi!” şeklindeki cevabı vardır.
Bu destanda; Fransız zırhlısı Büve’nin 610 mürettebatının denize saçıldığı anda; İngiliz zırhlısı Oşin’ın
sudaki karıncalar gibi çabalayan düşman askerlerini toplaması için ateş kesen Türk topçusunun civanmertliği vardır.
Bu destanda; İntepe bayırında
bölüğünün tamamen bitmesine rağmen bir mehmetçiğin
sabaha kadar dişini sıkması ve sabahleyin takviye gelen bölük komutanına : “Akşam
batarya imamları “şehitliği” anlatmasalardı
vallahi dayanamazdık!” Demesi vardır.
Bu destanda; yolunu şaşırıp
merkebiyle düşman içine düşen
dipçik darbeleri altında mendilini çıkarıp: “Beni komutanınıza götürün diyerek”
Anzak komutan karşısında da : “Bizim komutanın size selamı var! Bunlar düşman amma deniz suyu da içemezler! Dedi. Size tatlı su yolladı!” hilesini yapıp mukabilinde çikolata
konserve alarak birliğine dönen
kıvrak Türk zekasının sembolü olan Saka Hüseyinler vardır.
Bu destanda; birkaç kalas
birkaç metre halat ve 30 yardımcısıyla
35
5 santim çapındaki 100 tonluk topu Çimenlik kalesi burçlarından indirip Hamidiye tabyalarına nakleden 65’ini geçmiş imalat-ı harbiye ustası Ramazan ağalar vardır.
Bu destanda Rumeli Mecidiyesi tabyasında 20 dakikalık baygınlıktan sonra 276 kilogramlık üç mermiyi peyderpey atıp İngilizlerin Oşin Zırhlısına boğazı dar eden ; Cevat Paşa’nın “Dile benden ne dilersen evladım” demesine karşılık “Bir şey istemem kumandanım diyen
Paşanın ısrarıyla “Tek tayınla doymuyorum komutanım” deyip “Çift tayın” alan ; fakat bir süre sonra “ Herkes tek tayın yerken bu ikinci tayın boğazımdan geçmiyor.” diyerek tayını reddeden diğergam ruhlu “KOCA SEYYİT”ler vardır.
Bu destanda; cephanesi bitmiş geri çekilen askerlere; “Düşmandan kaçılmaz! Ben size taarruzu değil
ölmeyi emrediyorum!” diyen Anafartalar
Conkbayırı muharebelerinin kahramanı “Mustafa Kemal”ler vardır.
Ve yine bu destanda
Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı:
“Siperler arasıdaki mesafe sekiz metre
yani ölüm muhakkak...Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor.İkinciler onların yerine geçiyor...Fakat
ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz?...Öleni görüyor
üç dakikaya kadar öleceğini biliyor
hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor
sarsılmak yok... Okumak bilenlerin elinde Kur’an-ı Kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Emin olunuz ki
Çanakkale Savaşlarını kazanan bu yüksek ruhtur.” Dediği bu ruhu taşıyan Anadolu yiğitleri vardır.
88. yıldönümünü kutladığımız bu zaferimizin ardından şehitlerimizi rahmetle anıyor
onlara layık olma azminde olduğumuzu ifade ediyoruz
Saygılarımla.....
ÇANAKKALE CEPHESİNDE KADIN SAVAŞÇILARIMIZ
Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal
sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü
Çanakkale’de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da
Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.
Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde
Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin
The Age adlı Avustralya gazetesinde
8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.
“Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “... Vurulduğum 18 Mayıs günü
keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel
iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avustralyalı bir asker tarafından vurulunca
gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç”
Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin
zor siper koşullarında
aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak
“Keskin nişancı Türk kadınları” ve “Türk kadın savaşçılarını” anlatan diğer asker mektupları da incelenip
birbirleriyle karşılaştırıldığında
anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası
Çanakkale Savaşları’nın daha birçok yönü
genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir.
ALİ CENAB TÜRKLER
Ruşen Eşref ( Ünaydın)
Karagah-ı Umumi Muhafız Piyade Bölüğü Kumandanı Mülazım-ı Evvel Ruhi ile gerçekleştirdiği mülakatında Mehmetçiğin ağzından şu hatırayı kaydeder:
Bizim mıntıka kumandanı Süvari Kaymakamı Mahmut Bey tayyarelere pek kızar efendim. Daima ateş ettirir onlara ; katiyyen üzerimize sokmaz onun zaten tabiatı böyledir. Bir tayyare geldi miydi
haydi ütün bataryaya ateş ettirir.
Evet efendim; tayyare düştü. Hava hafif sisli olduğu için tabii gemiler bu sükutu( düşüşü) görmüyorlardı. Tayyareciler kendilerini denize attılar. Kendi gemilerini istikametine yüzmeye başladı. Bunu gören bataryamız düşmanın kendi gemilerine iltihak etmemesi için efendim
ateş etti ki tayyareciler geriye dönsünler. O vakit gemilerde tayyarenin burada düştüğünü anladılar. Onlar da ateş açtılar. Tayyare tahrip edildi. O vakit de bizim hiç olmazsa bir esire fevkalade ihtiyacımız vardı. Çünkü düşmanın o dakikadaki vaziyetini anlamak istiyorduk. Zira düşman Anafartalar'dan çektiği askeri Seddülbahir'e ihraç yapmak istiyor gibi göstertiyordu. Yani açıkçası bunu blöf olarak yapıyordu. Ve gemiler de ( eliyle işaret ederek) bakın işte böyle daima Seddülbahir etrafında bir kavis şeklinde duruyordu.
Mıntıka kumandamız Kaymakam Mahmut Bey bu tayyarecinin neye mal olursa olsun mutlaka kurtarılmasını istiyordu. Tayyareciler en nihayet bir buçuk kilometre kadar sahile yakın geldiler. Tabii sahil mayın döşeli olduğundan kimse giremiyordu.
Düşmanın vaziyetini öğrenmeye şiddetle ihtiyaç vardı. Bu sırada bir düşman tayyaresi düşürülmüş ancak bizimkiler başka taraftan o tarafa hala ateş etmekte idiler. Düşman tayyarecileri hem mayınlı hem de ateş altında ölüm kalım mücadelesi vermekte idiler.
Bu noktada teessüratımı söylüyorum: o iki adam bağırıyordu. Yani ölüyorlardı artık. Ve sahilden hala imdat umuyorlardı. Tabii bir kumandan emir verdiği vakit süngü üzerine top üzerine gidip ölmek vazifemizdir. İşte o vakit mıntıka kumandanı Kaymakam Mahmut Bey " Kim girer?" diye bir sual sordu. Bu İngilizlere sırf acıdığım için düşman olsalar da onları kurtarmak bana bir vazife-i vicdaniye oldu. Yüzmek de bilirim.
- Nerelisiniz efendim?
- Çanakkale'liyim. Bir an evvel girmek için telaşımdan fanilayı da çıkarmamışım. bir fanila bir iç donu kalmıştı. Daldım. O zaman arkadaşım Mülazım Kaşif'de : "Ben de girerim " diye bendenize refakat etti. O çocuk aynı zamanda sınıf arkadaşımdır. Şimdi Rusya'da esir zavallı. Beraber girdik. Muttasıl düşman topları ateş ediyor. Monitörler
karşımızdan eksilmiyor. Tayyareler tepemizde dönüyordu.
Fakat biz tabii pek alçağa düşüyorduk. Sular da biraz dalgalıydı. Ne bizimkilerin nede onların makas atışları bizi kıstıramıyordu. Gülleler hep ötemize berimize düşüyordu. Bize hiç ziyan vermiyordu.
Maateessüf o tayyarecilerden birisi boğuldu. Çünkü bizde takat kalmamıştı. Ötekini kurtardık beyim. Mıntıka kumandanı Mahmut Bey kendisini aldı. Mıntıkasına götürdü. Orada İngilizce mesaj yapıldı. Güzel baktılar sonra Beşinci Orduya teslim edildi.
Giderken İngiliz mıntıka kumandanı Mahmut Bey 'e demiş ki:
"Türkleri şöyle cesurdurlar
böyle alicenaptırlar diye kitaplarda okurdum. Bu defada cephede gördüm. Fakat böyle şiddetli bir ateşe karşı bu derece fedakarlıklarını bilemezdim. Bu derecesini bir İngiliz bile yapamaz."
"SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR"
Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu
İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar
karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Sağ kolumu kaybettim
zarar yok
sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz
affedeniz muhterem kumandanım.."
SAKA OLAYI
Çanakkale Savaşı benzersiz insanlık manzaralarına sahne olmuştur. Muharebe esnasında taraflar karşılıklı mola vererek
yakın siperlerden şehitlerini ve cesetleri toplamak için çıkarlardı. Bu molalarda taraflar arasında su
sigara ve yiyecek alışverişi olurdu. Karşılıklı yapılan bu ikramlar
savaş alanında dahi insanlık ruhunun her şeyin üzerinde tutulduğunun kanıtlarıdır. Bir gün
57.alayın sakası yolunu şaşırarak düşman mevzilerine düşer. Şaşkınlığını gizlemeye çalışarak “Beni komutanım gönderdi
bu yaz sıcağında suya ihtiyacınız vardır
diye düşünmüş” der. Buna çok sevinen karşı tarafın askerleri de
su dolu torbaları alıp sakanın katırını konserve ve çikolata ile yükleyerek geri gönderirler. Bu sevecen olay
insani değerlerin milli vasıflara nasıl işlediğini gözler önüne sermektedir.
BOMBA SIRTI OLAYI
“Bombasırtı Olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre
yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba şarapnel
kurşun yağmuru altında öleni görüyor
üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise
Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor
öldürüyor. İşte bu Türk askerinde ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
__________________
Yanımdasın SUSUYORSUn
SUSUYOR konuşmuyorsun
BAKIYOR gÖRmüyorsUn
Dokunsan DonacAĞIM
İÇİMDE İNTEHAR KORKUSU VAR...
© ş
a
f
a
k
!
!
!
™
YORGUN YÜREK
Açık Profil bilgileri
YORGUN YÜREK - Özel Mesaj gönder
YORGUN YÜREK´nin Web Sitesini ziyaret edin
YORGUN YÜREK - Daha fazla Mesajını bul