SEVDİĞİM
Senden ayrı geçen bu kaçıncı senedir düşünemiyorum bile... Ne yokluklar. ne de varlıklar unutturamadı hazin vedanı. O hüzzam makamında şarkılar gibi

o Mahur besteler gibi hazin ve içli vedayı. Karlı bir Şubat akşamının keskin ayazında çekip gidişin... Sonra kar

sonra yağmur olup toprağa düşüşün.
Bu gece gidişinin 30. yıl dönümü biliyor musun? Dışarıda keskin bir ayaz var yine

yine kar düşüyor toprağına ve ben yine üşüyorum şöminede gürül gürül yanan ateşin karşısında. Dişlerim birbirine vururken

hançeremi yakan bir isyan çığlığı gelip tıkanıyor düğüm düğüm

gözyaşı olup takılıyorsun kirpiklerimin en uç noktasına

intihar etme meyili var hüznümün.
Pencereye dayadığım burnumdan çıkan sıcak nefesimin oluşturduğu buğuya dokunan parmaklarım adını yazıyor cama. Ruhumda ince bir yerlerde kırıklıklar

onarılamayan derin yaralar oluşuyor. Karların arasından boynunu uzatan kardelenlerin nazlı ve inatçı yaşam mücadelesi başımı önüme eğdiriyor bir an. Sen oluyor her yaprağı

ben oluyor etrafında dönüp duran kar taneleri. Biz olamıyoruz bir türlü...
Anılar tek tek ziyaretime geliyor bu akşam

yalnızlığıma nispet edercesine. Her karede seni getiriyorlar özlemime bir kat daha çekercesine. Kalkıp dolaşıyorum odanın içinde bir aşağı

bir yukarı

ellerim alnımda

saçlarım karmakarışık. Nasıl da alıp götürmüşlerdi seni benden

nasıl da ayırmışlardı beyaz elbisenden. Neden beni de almadın giderken sevdiceğim? Hani biz ne olursa olsun hiç ayrılmayacaktık? Sözünde durmadın Berfin

sözünde durmadın kardelenim. Sen sonbahar yaprakları gibi düşerken toprağa

ben hala senin hasretinin derdindeyim. Senden ayrılığımın en son deminde

tut ellerimden de artık sana geleyim!
Eylül GÖKDEMİR...10.05.2007