Hani olur ya bazen uzaklara dalarsın...
Aklın değil gözlerin takılıverir karşıdaki tepelere...
Bakarsın... bakarsın...
Yarı uykulu vaziyette yarı bulanık...
Bir anın; yaşamından çok küçük bir kesit...
Ama tüm hayatını etkileyen bir an belirir hafızanda...
Gördüğümü yorumlamak değil; baktığını görmek tadında...
Ve altı kalın çizgilerle geçilmiş ömründen bir yıl...
Benim sevdiğim şehirdede de böyle yüksek tepeler vardı...
Yamaçları buram buram kar kokardı...
Sen hiç karın kokusunu alabildin mi?
Ben her günümü o kokuyu tekrar alabilmek için...
Dağlarda tek başıma; gözlerimde donmuş yaşlarımı
temizledim...
Kafam attı çıktım dibinde bittim...
Çığlık attım "bak şehir seni sevdiğim kadar; senden nefret ediyorum"
Pişmanlıklarım; tadına vararak yaptığım
kavgalarım; soğuk ve kalabalık koridorlar...
Güneş hafiften ısıtır; toprakta izin kalır...
Kar biter... tatlı bir meltem yanağına dokunur...
Ve ben halâ yağmurdan sonrası sahile gider; o kokuyu çekerim içime...
İşte derim burası yine Sivas kokuyor...
Nemli, doğal, gökyüzünün toprağa karıştığı o tatlı hava...
Biraz gri biraz bulanık...
Hani olur ya ansızın uzaklara dalarsın...
Hislerin takılıverir karşı yamaçtaki rüzgara...
Bakarsın bakarsın...
Yarı uykulu vaziyette yarı bulanık...